21 Ekim 2009 Çarşamba
andy abimiz
the cranberries

The cranberries malumunuz dağılmış bir durumda ve grup üyelerinden Dolores O'Riordan solo kariyerinede başarılı olarak devam ediyor. İlk solo albümü are you listening de baya güzel bir albümdü. Hatta kimse Dolores in gruptan ayrı başarılı olacağını düşünmüyordu. Yalnız are you listening albümü ve içindeki şarkılar baya tuttu. Dolores in ikinci solo albümü No baggage de bu yaz listelerde yerini aldı ve çıkış parçası journey baya güzel bir çalışmaydı. Dolores in solo kariyerinin bu şekilde yolunda gitmesine sevinmem lazım diye düşünürdüm ama sevinemezdim. Dolores böle tek tabanca mutlu mesut takılınca the cranberries tekrar bi araya gelemez diye düşünüyordum. Bit tesadüf eseri Dolores in offical sitesinde bir haber dikkatimi çekti. Grubun tekrar bir turnede bir araya gelip konserler vereceğini okuyunca ilk başta heyecanlandım. Hmen turne kapsamındaki şehirlere göz attım yalnız turkey veyahut İstanbul yazılarını görmeyince tekrar karalar bağlayıp linger ı dinleyip biraz efkar attım. Evet İstanbul'daki konseri kaçırmıştık. İstanbul konserindeki organizasyonun yetersizliğinden çok şikayet eden olmuştu. Yalnız İstanbul'a bir gelsinler onları bir kez olsun canlı dinleyip dolores in çığlıkları ve anlamsız figürlerden oluşan dansını izlemek biz fani Türk vatandaşlarına nasip olsun bu günlük başka dileğim olmayacak. Bu yazının üstüne Beneath The Skin Live İn Paris dvd si iyi gider sanırım.
20 Ekim 2009 Salı
ÇUKUROVA DA KONSER 2.
23-24 ekim 2009 tarihinde yapılacak olan konserin prgramına ilave olarak konserdeki sanatçılar ve eserler hakkındaki bilgileride verelim bakalım.
Mark KADİN (Şef)
Klasik ve çağdaş repertuarlarıyla eşit bir rahatlık duyan Mark Kadin, kendisini çabuk bir şekilde Rusya'nın en heyecanlı genç şefleri arasına koydu. Rusya’da, Krasnoyarsk Senfoni Orkestrası Müzik Direktörü ve Daimi Şefi olarak altıncı sezonunda olan Kadin halen dünya çapında 30 ülkede konserler yönetmeye devam etmektedir.
Moskova'daki Rus Müzik Akademisi'nden üstün başarı ile mezun olduktan sonra (1987-1993), çağdaş müziği araştırarak kariyerinde ilerlemeye devam etti. Hollanda ve Belçika'da turneye çıktığı Moskova Modern Müzik Topluluğu ve Yeni Müzik Stüdyosu ile çalıştı. Rus yönetmen ve piyanist Mikhail PLETNEV'in 1997'de Kadin'e Ulusal Rus Orkestrası'nda çalışmasını önermesi, Kadin'in kariyerinde yenilik nedeni oldu. 1999'dan 2003'e kadar Kadin, 120 Rus konserinde yönetmenlik yaptığı ve Almanya, İsviçre ve Hollanda'ya turnelere götürdüğü efsanevi "Moskova Virtüozlar" Orkestrası'nın konuk şefiydi. 2003 yılında ilk Bolshoi Tiyatro çıkışını, Vladimir NİKOLAYEV'in The Gold of Narts balesinin prömiyerini yöneterek yaptı.
Mark Kadin misafir şef olarak Londra Oda Orkestrası ile Uluslararası East Anglian Yaz Mzik Festivali’ne ve daha önce de Ulusal Rus Orkestrası ile (Russian National Orchestra) Fransa’daki Uluslararası Colmar Festivaline konuk edilmiştir. Bunlardan başka misafir şef olarak yönettiğin orkestralar arasında Rus Filarmoıni Orkestrası, Moskova Radyo Senfoni Orkestrası ve İngiltere, İsveç, Avustralya, Güney Kore, Çin, Brezilya, Türkiye ve birçok ülke vardır.
2004 yılından bu yana Krosnoyarsk Senfoni Orkestrası ile her sezon ortlama 40 konser gerçekleştirmektedir. Programlarında yenilikçi yaklaşımı ile bilinen Mark Kadin, Krasnoyarsk’da daha önce seslendirilmemiş birçok eserin ilk seslendirilişini gerçekleştirmiştir. Aynı zamanda birçok koro ile çalışmaktadır ve Rusya’da son 30 yıldır hiç çalınmayan Kabalevsky’nin Requiem’ini yaklışık 600 koristin katılımıyla gerçekleştirmiştir.
Hüseyin SERMET (Piyano)
1955 yılında İstanbul’da doğan Hüseyin Sermet müzik çalışmalarına yedi yaşında başlamıştır. 1965 yılında Ankara Devlet Konservatuarı’na giren sanatçı ünlü Türk müzikçileri ve bestecileri Ferhunde Erkin, Ulvi Cemal Erkin ve Ahmed Adnan Saygun ile çalışmıştır. Türk hükümetinin verdiği parasal destekle 1968 yılında Fransa’ya, “Conservatoire Superieur de Musique de Paris”e gönderilmiş ve orada Olivier Messiaen ile kompozisyon ve “Ecole Normale Superieure de Musigue” de Thierry ve Brunhoff’un derslerini izlemiştir. Aynı zamanda Paris’de Nadia Boulanger ile de çalışmıştır.
Sanatçı 1974 yılında Münih Uluslararası Oda Müziği Yarışması’nı kazanmış ve Lili Boulanger ödülünü almıştır. 1975 yılında Maurice Ravel Uluslararası Yarışması’nda üçüncülüğü elde etmiş ve bu bağlamda SACEM’in özel ödülünü almıştır. Aynı yıl kendisine Paloma O’Shea Uluslararası Yarışması’nda Lili Boulanger ödülü verilmiştir. 1981 yılında İspanya’da Jaen ve Milano’da Ettore Pozzoli Uluslararası Yarışmaları’nda birincilik ödüllerini kazanmış ve 1983 yılında Brüksel Reine Yarışması’nda finalist olmuştur. İtalya’da Francesco Paolo Neglia yarışmasını ve 1985 yılında Zürih’de Geza Anda Yarışması ödülünü elde etmiştir. 1988 yılında İstanbul Boğaziçi Üniversitesi tarafından Onursal Doktor ilan edilmişi ve 1991 yılında Devlet Sanatçısı olmuştur.
Hüseyin Sermet Türkiye konserleri haricinde halen, Milano, Venedik, Bolonya, Lizbon, Barselona, Valensiya, Zürih, Londra, Brüksel, Amsterdam, Paris (Champs-Elysee Tiyatrosu, Gaveau, Pleyel ve diğerleri) gibi hemen hemen bütün büyük Avrupa kentlerinde ve Meksika, ABD ve Japonya’da konserler vermektedir.
M.Ravel - Biyografi
Ravel, Fransa’nın Bask bölgesinde, İspanya sınırında bir küçük köy olan Ciboure’da dünyaya geldi, Paris’te büyüdü. Annesi Bask, babası ise İsviçreli bir sanayiciydi. Müzik yeteneğini ve detaylara düşkünlüğünü babasından aldı. Detaycılığı nedeniyle besteci Stravinsky onu müziğin İsviçre saati yapımcısı diye nitelemiştir. Bestelerinde, bir saatin parçaları gibi küçük müzik blokları yaratıp, onları birleştirerek daha karmaşık yapılar oluşturmaktaydı.
7 yaşında piyano dersleri almaya ve 5-6 yıl sonra beste yapmaya başladı. Paris Konservatuvarı’nda piyano eğitimi aldı. Konservatuvar yıllarında kendilerini Apaches diye adlandıran ve düzenledikleri içkili eğlencelerle tanınan genç sanatçılar grubuna katıldı. Konservatuvarda 14 yıl boyunca dönemin en ünlü müzik eğitimcilerinden Gabriel Fauré ile çalıştı. Okulun verdiği prestijli Roma Ödülü’nü almayı defalarca denedi ama başaramadı. Ödülün favorisi olarak gösterildiği yıl ilk aşamada elenmesi bir skandala dönüştü ve okulu bıraktı. Olay, konservatuvar müdürünün de istifasına yol açmıştı.
Ravel ve Claude Debussy karşılıklı olarak birbirlerinden etkilenmişlerdir. Bu nedenle müzik tarihinde adları genellikle birlikte anılır. İkisi de empresyonist ressam Claude Monet’nin resimlerinden ilham almaktaydı. Ravel, Amerikan Cazı, Asya müziği, Avrupa halk şarkıları gibi dünya müziklerinden de etkileniyordu. Şehrazat (1898) adlı eseri Doğu müziklerine ilgisini gösterir ancak en çok İspanyol müziğine yönelmiştir. İspanyol müziği tadındaki eserlerinden en tanınmışları İspanyol Rapsodisi(1908) ve Bolero (1928)’dur.
1910-1920 yıllarında Paris’te bulunan Rus besteci Stravinski ve Rus Balesi Topluluğu bestelerini etkiledi. Daha geleneksel bir tarza yöneldi ve neo-klasik eserler verdi. I. Dünya Savaşı'nda yaşı ve sağlık sorunları nedeniyle orduya alınmadı, ancak ambulans şoförlüğü yaptı. Savaştan sonra orkestra şefi olarak seyahat etti. Özellikle ABD’de ilgi gördü, burada tanıştığı Amerikan caz müziğinin etkileri daha sonraki eserlerinde hissedilir.
Ravel 1921’de Fransız hükümetinin Légion d'Honneur ödülünü reddetti, 1931’de Oxford Üniversitesi’nin verdiği onursal doktorayı ise kabul etti. Az sayıda öğrenci yetiştirdi. Belli başlı öğrencileri Ralph Vaughan Williams ve Maurice Delage idi. 1927’de bazı nörolojik problemler yaşamaya başladı. Birkaç yıl sonra kas problemleri ve afazi (söz yitimi) problemi ile karşılaştı. Zamanla bunama belirtileri oluştu ve 1932’de geçirdiği trafik kazası ile durumu ağırlaştı. Bu rahatsızlıklar nedeniyle eser veremez oldu. 1937’de geçirdiği başarısız beyin ameliyatı sonucu hayatını kaybetti.
Ölmüş Soylu bir Prenses için Pavan
İlk yorumu 1904, Paris. Eser 1899’da piyano için bestelenmiş, gördüğü büyük ilgiden dolayı yine besteci tarafından orkestra için düzenlenmiştir. Pavan, ana yurdu İtalya olmasına rağmen isim olarak kökeni hala tartışılan, 16.yy’da Avrupa’da yaygınlaşmış bir dans türüdür. Müzik yazarı Raymond Schwab’a göre, Ravel bu eserini eski bir öyküden aldığı esin ile bestelemişti. Bir İspanyol prensesi onuncu yaş günü kutlama töreninde pavan dansına başlamış, bir türlü doyamadan durmaksızın dans etmiş, sonra başka bir müzik dinlemeden son nefesini vermiş. Pavan çok ağır tempolu bir danstır. Ancak besteci çok ağır çalınmasına daima karşı çıkmış, bir gün esere çalışmakta olan bir öğrencisine şöyle söylemiştir: “Tempoyu çabuklaştır. Ben bu pavanı ölmüş bir prenses için besteledim, bu prenses için ölmüş bir pavan demek değildir.”
M.Ravel – Piyano Konçertosu Sol Majör
İlk yorumu 1932, Paris. Besteci 1930 yıllarında az görülen bir deneme yapmış, iki ayrı üslupta iki ayrı piyano konçertosunu aynı süre içinde bitirmiştir. Bunlardan Sol Majör olanı daha önce bitmiş, Sol el için Konçertokısa süre sonra tamamlanmıştır. Bestecinin Mozart ve Saint-Saens benzeri diye tanımladığı konçerto klasik veyadaha doğrusu Neo-klasik bir yapıttır.Ünlü bayan piyanist Marguerite Long’a adanmıştır.
Birinci bölüm “Allegremente” kaynağı folklora dayanan bir piccolo flüt teması ile başlar, araya caz elenemtleri katılışıyla devam eder. İkinci bölüm “Adagio”, melodisi İspanya kokan uzun bir piyano monoloğuyla işlenmiştir. Son bölüm “Presto” tam anlamında bir Rondo’dur. Canlı, iyimser ve coşkulu bir bölümdür.
Johan Julius Christian "Jean" Sibelius (8 Aralık 1865-20 Eylül 1957)
19. yüzyılların sonuyla 20. yüzyılın başlarının klasik müzik tarihinde adı geçmiş değerli Finlandiyalı bestecidir. Müziği Finlandiya'nın ulusal kimliğinde büyük rol almıştır.
Sibelius Hämeenlinna'da, Finlandiya'nın Rus Büyük Dükalığında İsveçli bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası Christian Sibelius şehrin doktoruydu, annesinin adıysa Maria idi. Ailesi arasında Janne olarak bilinmesine karşın, öğrencilik yıllarında denizcilikle uğraşan amcasının getirdiği yığınla kartla adının Fransızcada söylendiği şekliyle Jean'ı kullanmaya başladı. Jean daha 2 yaşındayken babası tifodan hayatını kaybetti. Bu üzüntü daha sonra ekonomik sıkıntılarıyla devam etti. Babası hayattayken hiçbir zaman elindeki parayı iyi bir şekilde kullanamamış, bu ailenin geriye kalan üyelerinin Maria'nın annesine ait bir eve taşınmasına neden olmuştu. Bu evde Jean'ın babasının ölümünden sonra bir bebek dünyaya gelmişti.
Jean, Hämeenlinna'da okula gitti ve okulun orkestrasında erken yaşta çalmaya başladı. Ablası ve kendisinden küçük erkek kardeşi müzik bakımından yetenekliydi. Annelerinin de babalarının da aileleri müzikle iç içeydiler. Jean'ın babası Christian gitar çalardı. Romantik, otantik "harika bir şekilde saf" ve iyi kalpli bir adam olarak bilinirdi. Daha sonra Sibelius: "...benim içimde saf olan her şey, iç mantıkta eksik olsa bile benim ruhuma çok şey ifade ediyor." demiştir.
Sibelius ailesinin Hämeenlinna'daki evi şu an bir müzedir. Ev 1834'te yapılmış olup Jean'ın babasının ölümüne kadar kiralıktı. Ev bir pianoya sahip ki bu da Jean'ın babasının ölümüne kadar kiralıktı. Evinde için ayrıca beş tane kuş kafesi ve odalar saksı bitkileri ile doluydu. İnsanın içini ısıtan bu müze dünyanın en ünlü bestecilerinden birini tanımak için iyi bir fırsattır.
J.Sibelius Senfoni no.1 Op.39 mi minör
Sibelius birinci senfonisini 33 yaşında, 1898 yılında yazmıştır. Eser ilk olarak 26 Nisan 1899 yılında bestecinin yönetiminde Helsinki Filarmoni orkestrası tarafından seslendirilmiştir. Bu seslendirilişten sonra besteci eser üzerinde değişiklikler yapmıştır. Sibelius senfoni üzerindeki değişiklikleri 1900 yılında tamamlamış ve eser tekrar aynı orkestra tarafından Berlinde, bu sefer yine Finlandiye’lı besteci Robert Kajanus tarafından yönetilmiştir. Bir besteci olarak henüz kendi müzikal tarzını bulamadığı bir dönemin eseridir. Senfoninin yapısında Slav etkileri görülür.
1. bölüm (Andante ma non troppo) uzun bir timpani tremolosu üzerine klarinet solosu ile başlar. Bu tema son bölümün girişinde tekrar duyulacaktır. Ardından (Allegro energico) yaylılardan ana tema duyulur. Tamamen romantik geleneklerle işlenmiştir özellikle Tschaikowski etkileri görülür fakat nefeslilerin yazım tarzı ve ritmik özellikler olarak kendi tarzına ve ileride yazacağı eserlerde kullanacağı yazım tarzının habercisi gibidir.
2. Bölüm (Andante ma non troppo lento) bazı eleştirmenlerce bir halk teması üzerine işlendiği ileri sürülse de Sibelius’un kendi orijinal eseridir. Tschaikowski’nin 4. Senfoni’sinin yavaş bölümü ile çok yakın benzerlikler göstermesine rağmen yine Tschaikowski’nin 6. Senfoni’sini anımsatır. Fakat yinede Sibelius’un kendi duygusal ve ruhsal durumunu yansıttığını hissettiren müzikal bir yazı kullanılmıştır.
3. Bölüm (Scherzo. Allegro) Her yönden dışa dönük ve güçlü bir tema ile başlar. Kemanların ve viyolaların çaldığı ritmik hareketler aslında timpaninin çalmakta olduğu ana temayı üretir. Tahta nefeslilerin atışmalarından sona viyolonseller ve kontrabasların cevabı ve buna karşı ana tema tekrar timpani, klarinet ve trompetlerden duyulur. Önce tahta nefesliler sonra yaylıların çekişme içinde çaldıkları geçiş ve Trombonların ana tema ile iki gruba karşı verdiği mücadeleden sonra kornolar ile birlikte Trio ezgileri duyulmaya başlar. Trio, samimi ve oldukça nostaljik bir hassasiyet içinde kendini gösterirken sona doğru bu iki karşıt tema birleşerek güçlü ve canlı olarak biter.
4. bölüm (Finale. “Quasi una Fantasia”) Senfoninin girişindeki klarinetin söylediği acıklı şarkı bu sefer kemanların acı içerisinde yakarışı ile ateşli bir final bölümünü başlatır. Ardından (Andante) ağır bir geçişten sonra temayı oluşturan elementler yükselir ve hızlı bir kısıma ulaşır. (Allegro molto) Baştaki tema hariç daha önceki bölümlerde çalınan hiç bir tema bir daha kesin çizgilerle duyulmaz fakat imalı biçimde vurgulanır. Dört bölümde de kendisini belli eden arp bu bölümde özellikle ortaya çıkar ve senfoninin finali, girişte belirtilen “una quasi fantasia” (bir fantezi gibi) başlığında da olduğu ara kısımlarda yaylıların rüyalı melodileriyle ve sona doğru bütün orkestranın katıldığı tam aksine güçlü ve karanlık ve minör bir tonda sona erer. (Müzik eserlerinde majör tonlar daha mutlu ve huzurlu bir his yaratırken, minör tonlar acıklı ve hüzünlü bir atmosfer yaratır.)
ÇUKUROVA DA KONSER
Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası yeni dönem 2. konseri 23-24 ekim tarihlerinde gerçekeleşecektir ve program detayı ise aşağıdaki gibidir.
Tarih / Saat: 23 – 24 Ekim 2009 Cuma 20.00 / Cumartesi 11.00
Yer: Büyükşehir Belediyesi Konser Salonu
Şef: Mark KADİN
Solist: Hüseyin SERMET (Piyano)
PROGRAM:
M.Ravel
(1875-1937)
Ölmüş Soylu bir Prenses için Pavan
Pavane for a Dead Princess
M.Ravel
(1875-1937)
Piyano Konçertosu Sol Majör
Piano Concerto in G Major
* Allegremente
* Adagio
* Presto
-------- ARA -------
J.Sibelius
(1865-1957)
Senfoni no.1 Op.39 mi minör
Symphony nr.1 Op.39 in e minor
* Andante ma non troppo - Allegro energico
* Andante (ma non troppo lento)
* Scherzo. Allegro
* Finale. Andante - Allegro molto
yeni bir blog yeni bir başlangıç.
toprak kardeşliği
İnsanı sıcak, sıcak kanı
İzmir'i Erzurum'u Batman'ı
Seviyorum
Akşamları balkondaki rüzgarda çay içmeyi,
İç geçirmeyi, of çekmeyi
Minibüsçüye muavinlik yapmayı,
Toprağına elimi sürmeyi,
Ciğerime çekmeyi nemli kokusunu
Kış günü titremeyi, temmuzda terlemeyi
Ağır ağır yürümeyi taş kaldırımlarında
Özgürlük kokusunu turnanın kanadında
Seviyorum dervişini meczubunu
Pir Sultan'ını Mevlana'sını
Seviyorum beraber yaşamayı,
Yaşamasını bilenle
Asırlardır olduğum gibi
Kardeş gibi yaşamayı
HILAL C. vs CMYLMZ
ŞARKICI Hilal C. katıldığı bir televizyon programında şovmen CemYılmaz ile ilgili ilginç açıklamalar yaptı. Yılmaz’a âşık olduğunu söyleyen Hilal C., “Bir gece onunla yatıp, sabah birlikte uyanmayı çok istiyorum. Cem’e hayranlığım aşkın da üzerinde. Beni tanısa evine başka kadın sokmaz” şeklinde konuştu.
Manken ve oyuncu sevgilisi Cansu Dere’nin, CemYılmaz’a yakışmadığını öne süren Hilal C., şöyle konuştu: “Cansu bana hiç samimi gelmiyor. Cem’e âşık değil, sadece yanında gezmekten hoşlanıyor. Ayrıca Cem’den uzun olduğu için ünlem ile noktası gibi duruyorlar. CemYılmaz’ın yanına kadın gibi kadın yakışır.” Şarkıcı, uzun zamandır rüyalarına giren Yılmaz’ın Levent’teki evine kadar gidip, kapıyı çalmaya cesaret edemediğinden geri döndüğünü de sözlerine ekledi.
Şimdi binlerce alçakgerilim okuyucusu olarak Şarkıcı Hilal C. Cem Yılmaz'a versin mi vermesin mi diye anket başlatmayı öneriyorum.
Bir ülkenin bu kadar etnik çatışma ve kutuplaşma içinde hala şarkıcıların şeyinin derdine düşmesinin ise kusurumu maruz görün, bu ülkenin muz cumhuriyeti olmasından ileri geldiğini düşünüyorum. Beni canım ülkemden giderek soğutuyorlar. Televizyon izlememe kararım ve medyayı ev içerisinde kişisel protestomdan sonra şimdi CHIVI.com un efsanesi rahmetli Ahmet Abi gibi "KIRIRIM BU BİLGİSAYARI" dedirtecekler bana.
Saygı ile kalın. Görüşmek üzere...
19 Ekim 2009 Pazartesi
HOŞBULDUM
Haldurn Doorman : Ama cocuklar nolucak, sen dadı değil misin,
Goulbahn Eirgahn: Amaaann babaları baksın
((Ha ha ha ha....))
Gibi,
Neyse gelelim zurnanın tükürük çıkaran son değiline, Efenim bu bloğun yaşam süresi boyunca belirli olmayan konular üzerine fikir beyan edeceğim. Sevgili ZGR insanı mı daha kıral blog yazarı yoksa ben mi karar vereceksiniz artık. Görüşmek üzere.